Adolphe ADAM
 

 

     

Adolphe Adam ve Giselle

Vefa Çiftçioğlu

24 Temmuz 1803 yılında Muttersholtz’ Alsace’de doğup

3 Mayıs 1856’da Paris’te ölen Charles Adolphe Adam, Paris Konservatuvarı’nda profesör olarak çalışan, aynı zamanda dönemin ünlü bestecisi, müzikolog, pedagog Louis Adam’ın  oğluydu.

Sanatla içiçe bir evde  biraz da şımartılarak büyüyen Adolphe Adam,  babasının mesleğine merak salmış, aslında çok da yetenekli bulunmamasına rağmen  babasının bir adım önüne geçmek için hırsla müziğe sarılmıştı.

1821 yılında Paris Konservatuvarı’na giren Adam, burada org ve armoni derslerine başlamış, daha mesleğinin ilk yıllarında evdeki şımarık halleri içerisinde  dağınık bir psikoloji çizince ailesi onu dönemin  çok sert ve disiplinli hocası Francois-Adrien Boieldieu’ya teslim etmişti.

Adam’ın müzik dünyasına ilk ciddi adımı bu büyük bestecinin eğitimi yıllarında olmuştu. Geçen yıllarda yaptığı işin cidddiyetini anlayan Adam, müzikoloji çalışmalarına başlayıp, okul orkestrasında vurmalı çalgılar bölümünde görev aldı. Geçen yıllar içinde babasının ısrarına rağmen yarışma ortamlarından uzak kalan Adam, başarı getirmesi şüpheli eserlerle yıpranmak istememiştir. Tam anlamı ile bir müzik eğitimi ve donanımına sahip olmak isteyen besteci,  20 yaşında koro şefliği eğitimi de almaya başlamıştır.

Evindeki etkilerden uzak kalmak ve hayatını yalnız başına kazanmak duygusu Adam’ı Avrupa’nın çeşitli kentlerinde dolaşmaya itmiş, turnelerde zaman zaman piyano çalarak, küçük piyano parçaları, şarkılar yazıp seslendirerek para kazanmıştır. Babasının ölümünden sonra Paris Enstitüsü’ne üye olarak kabul edilen Adolphe Adam, 1848 yılında Paris Konservatuvarı’na profesör olarak atanmış, Paris Ulusal Tiyatrosu’nun en seçkin otoritelerinden biri konumuna gelmiştir. Ömrünün son yıllarına siyasi karmaşalar ve toplumsal hareketlerin sanatı ikinci plana ittiği kaotik bir ortamda giren Adolphe Adam,

3 Mayıs 1856 yılında Paris’te hayata gözlerini kapatmıştır.                           

Adam’ın bir besteci olarak sanat dünyasında tanınması tamamen operaları ile olmuş ama geçen yıllar onun baleleri ve sevilen yeni yıl şarkısı “Cantique de Noel” (O, Holy Night) ile daha fazla anılmasına sebep olmuştur.

Adam, müziğin ancak dramatik unsurları içeriğinde barındıran opera ile olacağına inanmıştı ama ne yazık ki eserleri, çoğu kez  opera sanatının dışında görülmüş, ağır eleştirilere maruz kalmış,  hatta bazı kendini bilmez eleştirmenler tarafından besteci “bir opera soytarısı” olarak nitelendirilmiştir.

Aynı kişiler onun operalarındaki yapının bir opera sanatı değil, en iyimser yaklaşımla bir operet olabileceğini iddia etmişlerdir.

Adolphe Adam’ın bale çalışmaları içerisindeki en önemli eserleri “Faust” (1832), “Giselle” (1840) ve “Le Corsaire” (1848) eleştirmenlerin sert eleştirilerinin dışında kalan eserleridir. Özellikle Giselle, bu balelerin içerisinde hem en popüler olanıdır, hem de içerdiği teknik anlayış, konu seçimi ve sahne uygulaması açısından balede yeni bir soluk özelliği taşımaktadır.

Giselle’i bale tarihi içerisinde incelerken o dönem ve öncesine bir göz atmak gerekir: 18. yüzyılda dansta erkek, hep bir acımasız kahramanı oynamıştır. Kıyafetlerindeki ağırlıklar, giymeleri gereken ayakkabılar bazen dans etmelerini engellemiş, dansları dans olmaktan çıkararak atletik gösterilere dönüşmüştür. Aynı durum kadın sanatçılar için de geçerliydi. Yüksek topuklu pabuçlar, kocaman peruklar her zaman sahne özgürlüğü ve mizansen etkinlikleri için bir engeldi.

1827’lerde Avrupa sanatı romantizmin etkisine girer. İlk romantik dans Paris operasında canlandırılır. Klasik romantizmden yola çıkılarak, romantizmin nasıl bir şekilde modernize edilebileceği heryerde tartışılmaya başlanır. Sanat giderek özgürleşmeye başlar, sahne özgürleşir artık rahat kıyafetler giyilir, hareketler yumuşar ve sıklıkla doğaüstü varlıkları temsil eden dansçılar sahnede yer almaya başlar.

Sahne dekorları da romantizm ile değişmiştir. Loş ışıklar ve sahneye duman verilerek daha rüyamsı görüntü oluşturulur... 19. yüzyılda romantik baleye en iyi örnekler olarak senaryosu Eugène Scribe tarafından yazılan La Somnambule (1827), müziği Ambroise Thomas tarafından yapılan  La Gypsy (1839) ve La Péri (1843) sayılabilir.

Bütün bunların içerisinde Giselle bambaşka bir önem taşır. Eser ilk kez Fransız düşünür, şair ve çok iyi bir balet olan Théophile Gautier’nin o zamanın çok beğenilen ve Gautier’nin deli gibi aşık olduğu balerin Carlotta Grisi için düzenlenmiştir.

Giselle’in sahnelenmesi iki ayda tamamlanmıştır. Bu kadar uzun süren, çok sayıda kişinin de emeği geçerek hazırlanan bu çalışma, tarihte ekip elemanlarının yeteri kadar takdir edilmediği kavgalarıyla da çok bilinir. Fakat sonuçta bu olağanüstü gösteri sahnelenir. Giselle kimler tarafından düzenlendiğinden çok, kıyafetleri, olağanüstü koreografisi, sahne arkası dedikoduları ve konusuyla dönemin en popüler eseri olur. 

Ne yazık ki günümüz Giselle temsillerinde olağanüstü kabul edilen objelerin çoğuna yer verilmemektedir. Fakat ne olursa olsun Giselle’de her zaman seyirci; güzellik, aşk, ölüm, şiirsellik ve hayal duygularını yaşar, ölüm olsa bile bir ruhsal varlığın geri dönmesiyle mutlu bir sonla koltuklarından güzel duygularla kalkarlar.

Giselle’in sonraki yıllardaki düzenlemelerinde Fransız değil Rus düzenlemeleri etkili olmuştur. 1910’da Fransa’da sergilenirken dahi Rus etkisi görülmüştür. Daha sonra tekrar Rusya’da olan bir gösterimde baş balet “ben bu taytın üzerine bu şortu giymiyorum” diyerek balede kıyafet devrimi gerçekleştirmiştir. Bu olay bazı balet ve balerinler arasında kutuplaşmalara, birbirleriyle dans etmeyi reddetmelere kadar gitmiştir. En ilginç gösterilerden biri 1984’te Dance Theatre of Harlem tarafından Louisiana’daki gösterimdir. Bu modern gösterim Cullberg Balesi tarafından oynanmış, Mats Ek tarafından sahnelenmiştir. İkinci sahne tımarhanede geçer. Dansçılar modern kıyafetler içerisindedir. Kahramanımız hemşiredir ve etrafı beyaz giyinmiş hastalarla çevrilidir.

Yogo Ichino’ya göre Giselle bale olarak nasıl yorumlanırsa yorumlansın seyircide kalp buran bir aşk hikayesi etkisi oluşturmalıdır. Bu da ancak aşkı canlandıracak doğru dansçıların seçilmesiyle gerçekleşebilir.

Giselle’e benzeyen birçok başka aşk konulu baleler de vardı o dönemde; Clari (1820), Nathalie (1821) ve L’Orgie (1831).  Hepsinde de kızın nasıl öleceği hep tartışılmıştır: İntihar mı etmeli, biri mi öldürmeli, aşkından kalbi zayıflayarak mı ölmeli?

Genelde hep son seçim yapılmıştır.